Alkışın Gölgesi
Dram

Alkışın Gölgesi

Nişantaşı'nda şık bir akşam yemeğinde, damadım Kenan, kızım Derya'nın "yanlış" şarap sipariş ettiği gerekçesiyle saçını kavradı ve sertçe çekti. O küçük hareket tüm salonu dondurdu; Derya bir çığlık atmadı, sadece boğuk bir hıçkırık ve boynu açıkta, gözleri kapalı kaldı. Hareketten sonra alkış başladı. Kenan'ın babası, Bay Arman, gururla ayağa kalktı ve "İşte böyle olur, yerini bilmesi lazım," diye bağırdı. Yıllardır arabuluculuk yapan ben, Nazlı, içimde paramparça olan bir şey hissettim. Ayağa kalktım; sandalye sürtünerek geri çekildi. Kızımın kolunu tuttum ve bej elbisemin kolunu geri yırtınca ipeğin altından morlukların, yeşil ve sarı geçişli bir zaman çizelgesi çıktı. Kenan savunma yapıp "Merdivenlerden düştü" diye çıkıştı. Bay Arman tehditkâr bir sesle, kızımı o kapıdan dışarı bir adım atarsa, torunumu almak için davalar açacağını söyledi; avukatlarının gücünü ima etti. Derya bana bıkmış, yenilmiş bir şekilde "Anne, git lütfen" diye fısıldadı. Yağmur altında arabama koşarken ellerim titredi. Telefonum tanımadık bir numaradan gelen kısa bir mesajla titreşti: "Ailemden uzak dur, Nazlı. Meraklılara kaza olur. Bu son uyarın." Dikiz aynasına baktım, kanım dondu. Artık bir aile tartışması değildi; az önce bana savaş ilan edilmişti...

Alkışın Gölgesi
Okumaya Başla