Buzun İçindeki Miras
Dram

Buzun İçindeki Miras

Dokuz yıl boyunca kapıma yemek bırakırdım; cenazesinden sonra bir avukat bir zarf verdi. Mektubun ilk satırı sıcak bir teşekkür gibiydi: "Yıllarca kapıma yiyecek bıraktınız." Ama ikinci satır tüm nefesimi kesti: "Şimdi bodrumunuzdaki eski dondurucunun içine bakın." Dokuz yıl önce kırk sekiz yaşında, yeni boşanmış ve iki çocukla birlikte sessiz bir mahalleye taşınmıştım. Yan dairede yalnız yaşayan yaşlı bir bey vardı — adını değiştirmişti, artık ona Lütfi diyordum. Kendi halinde, nadiren misafir gelen, dışarı çıkmayı zor bulan biriydi. Bir kış öğleden sonra postasının günlerdir alınmadığını fark edince kapısını çaldım; hasta olduğunu itiraf etti, ilaçlarını aldım. Sonra bir kase çorba. O basit jest, yıllar içinde alışkanlığa dönüştü: akşam yemeği artığını Lütfi'nin verandasına bırakmak, markete giderken ilaçlarını almak. Zamanla hikâyeler paylaştık — kaybettiği eş, yıllar önce yollarını yitirdiği oğlu, evin içindeki derin sessizlik. Hep sıradan bir komşuluk sanmıştım bunu; öyle basit ki, başka türlü yapılamazdı. Lütfi geçen hafta uykusunda huzurla öldü. Cenaze gününde bir avukat yanıma gelip, mühürlü bir zarf uzattı: "Bunu size vermem söylendi." Eve geldiğimde zarfı açtım. Mektup tanıdık bir el yazısıyla başlamıştı: "Yıllarca kapıma yiyecek bıraktınız." Sonraki satırsa buz gibi bir emirdeydi: "Şimdi bodrumunuzdaki eski dondurucunun içine bakın." Ve ben, o gün, merakın ve suçluluğun aynı an içinde battığı bir boşluğa düşmüş, bodrumun tozlu merdivenlerine doğru yürüdüm. Şimdi dondurucunun kapağını açacağım — ama orada ne vardı? Ne saklanmış olabilir ki yıllarca kapımdaki yemeklerin karşılığında gömülü kalsın?

Okumaya Başla