Dokuzda Üç Vuruş
Dram

Dokuzda Üç Vuruş

Yeni taşındığım binada her akşam tam saat dokuzda duvarda üç kez bir ses çalardı. Başta sadece komşumun alışkanlığı sandım. Ritmi sabit, sesi keskin: tok-tok-tok. Kapı aralığından baktığımda ya ışık yoktu ya da koridor boştu. Kimse kimseyi suçlamıyor, kimse merak etmiyordu. Ben ise her gece o üç vuruşu sayarken içimde büyüyen bir huzursuzluk hissiyle uykuya dalıyordum. Bir süre sonra merakım sınır tanımaz oldu. Alt kattaki kapıyı tıklatıp “iyi akşamlar” dedim. Kadın, kısa ve dikkatli bir gülümsemeyle kapıyı araladı; yaşlı değildi, ama gözlerinde geçmişe ait incinmiş bir şey vardı. “Özür dilerim,” dedi, “alışkanlık.” Bunu kabul ettim. Kabul etmek kolaydı çünkü anlamlandırmak ağır geliyordu. Ta ki bir gece aynı sesi kendi duvarımın içinden duyguma kadar gelene dek. O an anladım: bu tek başına bir alışkanlık değildi. Bu, bir şifreydi. Ertesi gün duvarı dinledim. Üç vuruş, ardından kısa bir bekleyiş; sonra tekrar üç vuruş. Her daireden bir yankı geliyordu, sanki herkes aynı kitabı okuyor, aynı satırda nefesini tutuyordu. Merakımı eyleme dönüştürmem uzun sürmedi. Gece yarısı, sessizlik çökmüş, şehir nefesini tutmuşken, ben elimde küçük bir tornavida ile duvarın kenarına eğildim. Duvarın yüzeyinde eski bir tamirat izi, ince bir çatlak fark ettim. Parmağımı soktum. İçeriden soğuk bir hava çıktı; toz kokusu, uzun zamandır kapalı kalmış bir şeyin kokusu. Bir tavan aralığı mıydı, yoksa duvarın içine saklanmış bir kapı mı? Kazı indikçe, kapının keskin konturları ortaya çıktı. Dar, neredeyse insan boyutunda bir pencere. İçeriden gelen hışırtı, bir nefes, ve ardından çok zayıf bir ses: “Biri var mı?” Kelimeler hangilerini kullanacağımı şaşırttı. Binanın yıllardır sakladığı bir gerçeği mi ortaya çıkarıyordum, yoksa sadece unutulmuş bir köşeyi mi açıyordum? Elimi uzattım ve kapıyı araladım. İçeride yıpranmış bir battaniye, küçük bir tahta sandık ve uzun zamandır kimselerin duymadığı bir kalp atışı vardı. Karşımda oturan kişi genç değildi. Gözlerinde beklenmedik bir tanıma belirdi. Konuştu; sesi zayıf ama netti: “Bizi buldun… ama bilmiyorsun kim olduğumuzu.” O gece binanın duvarları arasına gömülmüş bir hikâye, yıllardır kapalı kalmış sırlar ve insanların birbirine nasıl yabancılaştığına dair bir yük açıldı. Neyi açtığımı bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var: o üç vuruş, sadece kulağa basit gelen bir ritim değildi. Ve şimdi, eğer devamını öğrenmek istiyorsanız, duvarın ötesindeki gerçek bekliyor. Ben kapıyı araladım. Peki ya siz kapıyı çalmaya cesaret edecek misiniz?

Dokuzda Üç Vuruş
Okumaya Başla