Her Pazartesi Gelen Buketin Gölgesi
Dram

Her Pazartesi Gelen Buketin Gölgesi

Evimizin önüne her pazartesi isimsiz bir buket bırakıldığını fark edene kadar her şey sıradan görünüyordu. İlk başta bunu komik bir şaka sandım. Komşular güler geçerdi. Ben ise kapıda duran çiçeğin kokusunu içine çekip günün yorgunluğunu unutuyordum. Buketler giderek çeşitlendi. İlk haftalar papatyalar, sonra zambaklar, bir ara yabani güller geldi. Renkleri, dalların yatış biçimi, saplarına iliştirilmiş küçük kurdeleler bile farklıydı. Ta ki notları fark edene kadar. İlk not ince bir kâğıtta tek bir cümleydi. Sessizce, titrek bir el yazısıyla yazılmıştı. Sonraki notlar daha uzun geldi. Kısa ipuçları, eski referanslar, sokak isimleri. Hepsi bir araya geldiğinde, beni yıllardır kapatıldığı sanılan bir cinayet dosyasının tam ortasına sürükledi. Dosyanın adı unutulmuştu. Medyada kısa bir haber çıkmış, sonra üstü örtülmüştü. Zanlısı yoktu. Deliller soğumuş, insanlar unuturmuş gibi davranmıştı. Ama noter gibi düzenli bırakılan buketler her pazartesi bana eksik bir parçayı fısıldıyordu. Notların dili tuhaftı. Bazen öfkeliydi, bazen kederli. Bazen de sanki karşımdakinin yalnızca benim anlayabileceğim kelimelerle konuştuğunu hissettiriyordu. Bir sabah kapıda bulduğum notta tarih vardı. O tarihin yakınındaki küçük bir kahve dükkanı, uzun zaman önce kapanmış bir depo ve kayıp bir anahtar. Her pazartesi bir adım daha ilerliyordum. Kim bu buketleri bırakıyordu. Neden beni seçmişti. Ve en önemlisi, neden şimdi tekrar açılmıştı bu eski yara. Sokak lambalarının altındaki kısa yürüyüşlerim, gece yarısı çöpleri karıştırmam, arşiv odalarında tozlu dosyalar arasında geçirdiğim uykusuz geceler, hepsi tek bir hedefe doğru gidiyordu: gerçeğe. Ama gerçek, çoğu zaman anlatıldığından daha karmaşık olur. Kimi zaman adaletin beklediğimiz yüzü yoktur. Kimi zaman suç, kurbanın gölgesine saklanır. Buketlerin ardındaki ses ise ısrarcıydı. Bana anlatılmamış bir hikâyeyi emanet ediyordu. Son not elimdeydi. Kelimeleri dizilirken bir an her şey durdu. Satırlar beni hem tanıdığım hem de hiç bilmediğim bir geçmişin kapısına getirdi. O kapıyı aralamak, hem cevaplar getirecekti hem de bazı hayatların bir daha eskisi gibi olmayacağını ilan edecekti. Daha önce yalnızca bir komşu olarak baktığım dünyam, şimdi bir suçun, bir kaybın ve birinin yıllardır suskun kalmış itirafının merkezine dönüştü. Ve ben kapıyı aralarken anladım ki bazı sırlar açıldığında geriye sadece iki yol kalır: susmak ya da anlatmak. Son satırı okudum ve nefesimi tuttum. Hikâyenin asıl yüzü, orada, satır aralarının arasında saklanıyordu. Bu hikâyeyi paylaşacağım. Çünkü bazı gerçekler gün ışığına çıkmayı hak eder.

Her Pazartesi Gelen Buketin Gölgesi
Okumaya Başla