Kapımı Çalan Kayıp: 'Polisi Arama, Önce Bodruma İneceksin…'
Dram

Kapımı Çalan Kayıp: 'Polisi Arama, Önce Bodruma İneceksin…'

Yıllardır kayıptı. Yüzlerce soru, savrulan umutlar ve geceleri boğazımda büyüyen bir ağırlık vardı. O gece kapım çalındığında, kalbim halâ onun adını mırıldanıyordu. Kapıyı açtım. Karşımda duran kişi, çocukluğumuzun yaramaz, ama bir daha görmeyeceğimi sandığım yüzüydü. “Benim… ben geldim,” dedi sesinden kaçan tıkırtıyla. Gözleri çukurdu; yüzünde yılların aşındırdığı bir yorgunluk. Ayağının altından bir kutu gibi bir şey taşıyordu ama asıl sözleri beni dondurdu: “Polisi arama. Önce bodrumdaki sandığı aç.” Bir insanın kapısını çalıp, hele kardeşi ise ve elinde bu kadar ağır bir cümle varsa, ya deli ya da tehlikenin içindeydi. İçeri aldıktan sonra bile düşüncelerim birbirine karıştı. Polisi çağırmalı mıydım? Yoksa söylenenleri mi yapmalıydım? Gözlerindeki yalvarış beni susturdu. Bodruma indik. Karanlık merdivenlerden indikçe geçmişten hatıralar, kaybolmuş tatlar ve o eski çocuk kahkahaları eşlik etti. Kardeşim elindeki anahtarı titreyerek gösterdi. Sandığın üzerindeki toz, yılların bıraktığı bir örtü gibiydi. Anahtarı çevirirken ellerim soğuktu. Kapak açıldığında içinden çıkan ilk şey kimliğinden çok daha fazlasını taşıyordu: mektuplar, fotoğraflar, bir not defteri ve bir küçük, metal kutu. Fotoğraflar tanıdık yüzler, tanıdık yerler ama hepsinin arkasında bir giz vardı; kesik tarihler, yırtık köşeler, karalanmış isimler. Not defterinde tarihler vardı. Öyle tarihler ki onun nerede olduğuna dair parçaları bir araya getiriyordu. Ama asıl rahatsız edici olan, defterin arasına sıkışmış bir plandır: isimlerin, buluşma saatlerinin, paraların geçtiği kuru bir liste. Mektuplar ise sıcak ve soğuk arasında gidip geliyordu. Bir yandan özlem, bir yandan tehdit barındırıyordu. Kardeşim, yıllar boyunca sadece kaybolmamıştı; görünmez bir ağı örmüş gibi hayatını değiştirip, adreslerini, kimliğini ve hatta hatırasını saklamıştı. Nedenini ancak sandığın en derin köşesindeki küçük metal kutu açıklayabilirdi. Kutuyu açtık. İçinde bir anahtar daha vardı. Üzerine kazınmış tek kelime: “Sözleşme.” Kardeşim bana baktı. “Bunlar yüzünden gitmek zorunda kaldım,” dedi düşük bir sesle. “Ama şimdi geri geldim çünkü bir şeyler değişti.” Kelimeler ağırdı, ama en ağır olanı henüz söylenmemişti. Sandığın içinde, annemin yıllar önce kaybolan bir mektubunun bir kopyası vardı — fakat mektubu yazanın adı beni irkiltmişti. Ve o anda fark ettim ki, sandığın içindekiler sadece onun kayboluşunu açıklamıyor; ailemizin bilmediği, bizim sandığımızdan çok daha büyük bir sır daha barındırıyordu. Ben kapıyı kilitleyip tekrar bakmaya hazırlanırken, kardeşim dudaklarını bükerek tek bir cümle daha fısıldadı: “Bunu öğrenirsek, her şey değişecek.” Ve sandığın kapağının ötesinde bekleyen gerçek… henüz açığa çıkmamıştı.

Kapımı Çalan Kayıp: 'Polisi Arama, Önce Bodruma İneceksin…'
Okumaya Başla