Eve haber bile vermeden döndüğüm akşam, kapıda gördüğüm görüntü tüm hayatımı sorgulatacak kadar tüyler ürperticiydi. Işığın azaldığı koridorda Nazlı’nın yüzünde kusursuz bir gülümseme vardı; annemin ifadesiyse boğulmuş bir çaresizlik. O an hissettiğim şey sadece şaşkınlık değildi—içimde bir yerde, yıllardır bastırdığım bir tehlike hissi kıvılcımlandı. Annem Rüveyda’yı, penceresiz bodrumda kilitli, kollarında parmak izi şeklinde morluklarla buldum. Hıçkırıkları, “Her şey bitene kadar durmayacaklar,” diye kesik kesikti. Nazlı, ekranın bozukluğunu andıran bir sessizlikle üzgün bir sesle annemin aniden çökmüş gibi görünen ruh halinden bahsetti: "Oturma odamızı bile tanımıyordu artık." On iki saat içinde soğuk bir psikiyatri odasındaydık; yeni bir uzman gelmiş, annemi yatırmışlardı. Beyaz önlüklü adamın, aylardır gölgesini takip ettiğim aynı kişi olduğundan haberimiz yoktu. Masanın üzerinden çektiğim deri dosya, içeriğine bakar bakmaz Nazlı’nın yüzündeki güvenli, alaycı gülüşüyle karşılaştı. Telefonu uyarı verdi: yirmi bin dolar yurtdışına aktarılmıştı. Onay imzası, artık kalem tutamaz haldeki anneme aitti. Odada, kafamın içinde bir alarm çalmaya başlamıştı—tanıdık, askeri bir içgüdüyle her hareketi, her küçük mimik değişimini izledim. Nazlı’nın gözünün köşesindeki seğirme, dudak kasının düzensiz titremesi, hepsi bir şey söylüyordu bana. Üç hafta sonra, gizli bir karartma gibi erken bir dönüş yaptım Maryland’e. Ev soğuk, steril bir sessizlikteydi; pahalı lavanta mumlarıyla bastırılmış doğal olmayan bir koku her yerdeydi. Evde tek bir iz bile yoktu—ta ki mutfağın yakınında titreyen hafif bir sesin kaynağını duyana dek. Zeminin altından gelen 'tak... tak...' sesi beni bodruma yönlendirdi. Ağır sürgü kilitliydi; kilidi açmak on saniye sürdü. Hava nemli bir boğuklukla doluydu. Tavan lambasının ipini çektim; sert sarı ışık bodrumu doldurdu ve karşımda gördüğüm şey, savaşta sertleşmiş bir insanın bile kalbini kırabilirdi. Kapı aralandığında içerden gelen manzara, hem fiziksel hem de ruhsal şiddetin izlerini taşıyordu. Orada, karanlığın içinde kilitli duran bir beden, sessizliğin içinde soluk alıp veriyordu. Fakat bodrumun gizemi, sadece içeridekilinin kim olduğu değildi—annemin zihninin nasıl bu noktaya geldiği, Nazlı’nın neden gülümsemeyi seçtiği ve o beyaz önlük giyenin hangi sırları sakladığı hâlâ cevapsızdı... Özet burada sona eriyor, ama gerçek yeni başlıyordu—ve kapıyı yeniden kapatıp kilitlemeye niyetli ellerin ardında çok daha fazlası gizliydi...