Doktorlar bize tıbben yapılabilecek hiçbir şey kalmadığını söylediler. O küçük kızın son günleri gibi sessiz bir vedaya hazırlanıyorduk. Aile üyelerinin gözleri kırpışmadan monitöre bakıyor, hastane koridorunda bekleyen herkes usul usul elini dua için birleştiriyordu. Ben de oradaydım. Umutla umutsuzluğun arasında sallanan bir adamdım. Herkes vedalaşmaya hazırdı. Hemşireler, bembeyaz elleriyle cihazları kontrol ediyor, doktorlar ifadelerini alaylı bir sakinlikle tekrarlıyordu. “Tıbben artık yapabileceğimiz hiçbir şey kalmadı. Vedalaşın.” O cümle kulaklarımızda çınladı. Salonun havası aniden ağırlaştı. Bütün planlar, bütün hayaller, birer birer inceldi ve dağıldı. Annesi saçlarını topladı. Babası elini titreyen bir şekilde kızının alnına koydu. Küçük eller monitörün yanında, bir oyuncak ayı ezikçe yastığın ucuna konmuştu. Herkes son sözleri fısıldamaya hazırlanırken, odanın kapısı usulce açıldı. Kız, komadan uyandı. İlk bakışta sıradan bir uyanış değildi. Önce gözleri açıldı, sonra nefesi düzene girdi, sonra konuştu. Ama o söz herhangi bir çocuk sözü değildi. Sesindeki tuhaf sakinlik, kelimelerin olgunluğu bizi sersemletti. Söylenen ilk cümle odadaki herkesin kanını dondurdu. Cümle, geçmişi ve geleceği tek bir anda birbirine bağlayan bir damga gibiydi. İçinde hem suç hem umut, hem itiraf hem tehdit vardı. O miniğin dudaklarından dökülen kelimeler, odadaki güç dengelerini anında tersine çevirdi. Kimse beklemiyordu. Kimse hazırlıklı değildi. Gözlerimiz onun üzerine kilitlendi. Kelimeler havada ağır ağır asılı kaldı. O söyledikten sonra odada uzun bir sessizlik oldu. Herkesin yüzünde aynı ifade vardı: inanamama ve korku arasında ince bir çizgi. Bu uyanış tesadüf değildi. Kızın söylediği şey, yalnızca bir uyanış anı değildi; bir davetiye, bir işaret, bir sırların ipucuydu. O anın ardından hayatlarımız değişecekti. Ama daha da ürkütücü olan şu ki, o ilk cümlenin tamamı henüz söylenmemiş gibiydi. Eldeki parçalar bir tabloyu tamamlamaya yetmiyordu. İleride öğrenilecek şeyler, bazı kapıları açacak ve bazı hesapları yaptıracaktı. O küçük kızın dudaklarından çıkan kelimeler, bizim için bir başlangıç da olabilir, son da. Ve şimdi, o anın eksik parçası hâlâ ortada duruyor.