Ben 30 yaşındayken Vural'la evlendim; oysa Vural 54 yaşındaydı. Vural, yıllar önce ilk eşini kaybetmişti. Tanıştığımızda oğlu Emre ile kızı Melis yirmili yaşlarının ortasındaydılar. Onların beni anneleri gibi görmelerini hiç beklemedim. Sadece zamanla, zamanla bir aile olabileceğimizi ümit ettim. Ama tanımadan önce hakkımda hüküm verdiler. Vural başarılıydı; bu yüzden beni parası için evlendiğim konusunda birbirlerine inandırdılar. Benim kendi işim, ayaklarımın üzerinde durmam, ondan istekte bulunmam fark etmedi. Bayramlarda, akşam yemeklerinde hep arada bir mesafe hissettim. Bazen arkamdan fısıldadılar, bazen de yüzüme karşı söylediler. Onlar, Vural'ın ölmesini ve her şeyi miras almayı beklediğimden emindi. Oysa gerçek bambaşkaydı. Vural'la on altı yıl boyunca güzel yıllar geçirdik. Geziler yaptık, zor günlerde birbirimize omuz verdik, birlikte kurduğumuzu sandığım bir hayatı paylaştık. Sonra ona pankreas kanseri teşhisi kondu. O andan itibaren hayatım onun bakımı etrafında şekillendi; randevularına götürdüm, hastane yatağının başında uzun saatler bekledim, son aylarında yanından nadiren ayrıldım. Emre ile Melis ara sıra uğradılar; yükün çoğu bana kaldı. Vural öldüğünde cenazeyi zar zor atlattım. Hâlâ tabutun başındayken, çocuklar miras yüzünden tartışmaya başladı. Birkaç dakika sonra Vural'ın avukatı usulca yanıma yaklaştı ve mühürlü bir zarf uzattı. "Vural servetini çocuklarına bıraktı," dedi. Çocukların yüzlerinde rahatlamış bir gülümseme belirdi. Ancak avukat elimdeki zarfı işaret ederek başını salladı: "Ama bu... bu senin içindi." Zarfı elime aldığımdaki ağırlık, sadece kağıt ya da para değildi; içinde Vural'ın bana bıraktığı son sözler ve bir seçim vardı. Zarfı açmak, her şeyi değiştirecek gibiydi ve ben tam o anda hem korktum hem de merak ettim devamı aşağıdaki gorselde....