Dosyamda Yazmayan Hayat

HHikaye Editörü28 Haziran 20263 dk okuma188 okunmaDram

1. Bölüm — Giriş

O sabah fabrikanın kapısından içeri girerken göğsümde ağır bir huzur vardı. Yirmi beş yıl—aynı makine başında geçirilen on binlerce saat, öğle molalarında paylaşılan çaylar, mesai bitiminde birbirimize attığımız espriler. Emeklilik evraklarını imzalamak için İnsan Kaynakları Müdürlüğü'ne çağrıldığımda, herkesin yüzünde tebessüm vardı. Şaka yapacaklarını sandım. Müdürün masasının başında beklerken dosyamı uzattı. İmza atacaktım; bu rutin ve basit bir işti. Ama müdürün bakışları dosyada bir noktada takılı kaldı. Rengi soldu, elleri titredi. Bana uzattığı sayfayı aldım—bir nüfus belgesi kopyası. Okuduğumda kalbim bir an durdu. Adım farklıydı. Doğum yerim yanlış yazılmıştı. Fotoğraf—benim gençliğimin fotoğrafına çok benzeyen ama detayları farklı bir yüz—dosyanın ortasında duruyordu. Benim bileğimin içindeki küçük yara izi yoktu. Müdür ne diyeceğini bilemedi. “Bu belge… nereden geldiğinden emin değiliz,” dedi. Sesi çıtırtılı bir kağıt gibi kırıldı. Eve döndüğümde karım Ayla sorularla doluydu. O akşam yemek masasında göz göze geldiğimizde suskunluğum bir hesaplaşma gibiydi. Ona baktım; yıllardır bildiğim Ayla farklı değildi. Ama ben, içimde bir boşlukla, yılların sabit sandığım gerçeğinin sallandığını hissediyordum. Çocukluk fotoğraflarını inceledim, nüfus cüzdanımı. Hepsi yerli yerindeydi. Yine de o belge burnumda tütüyordu—bana bir kapıyı aralayan anahtar gibi.

Reklam

2. Bölüm — Gelişme

İlk iş günümün ardından fabrikadaki eski arşivleri taradım. Dosyalar tozlu raflarda düzenli duruyordu: işe giriş belgelerim, terfi yazılarım, disiplin kayıtlarım. Her şey benim tanıdığım hayatı doğruluyordu. Yine de o tek sayfanın üzerinde yazılı isim başka bir geçmişe işaret ediyordu. Akşam olduğunda, şehrin eski nüfus müdürlüğüne gittim. İşlemleri yapan memur, artık elektronik kayıtların çoğaldığını, ancak bazı eski defterleri fiziksel olarak sakladıklarını anlattı. Bana bir dosya verdi. Elime aldığımda içim buz kesti. Defterlerde iki farklı kayıt vardı. Birinde benim bildiğim adım, diğerinde ise o farklı isim. Her iki kaydın da doğum tarihi neredeyse aynıydı, fakat doğum yerleri farklıydı. Üstelik birinde babanın adı farklı yazılmıştı. Kayıtlarda bir hata mıydı, yoksa bilinçli bir değiştirme mi? Sorguladım, kimse net cevap veremedi. Bazı eski memurların tutanaklarında silikli notlar vardı: "Yer değişikliği", "kimlik uyumsuzluğu" gibi. Daha da tuhaf olan, kayıtların bir kısmının fiziksel olarak tahrif edilmiş izler taşımasıydı. Bir ipucu, beni köyüme götürdü. Anahtarı hala elimde taşıdığım ebeveyn evine gittiğimde, yaşlı komşu Emine Teyze kapıyı açtı. Bana baktığında yüzünde bir tanıma ışığı belirdi, sonra hızlıca söndü. "Sizi çok küçükken görmüştüm" dedi, "ama anneniz başka birini getirmişti. O zamanlar köy karışıklıkları vardı..." Anlatırken titredi. Sözleri, geçmişin bir parça yavaşça açılan kapısı gibiydi. Emine Teyze, bana eskiden kalma bir fotoğraf albümü verdi. Sayfaları karıştırırken kalbim hızlandı—albümde yüzümün yanında, benim bildiğim resme tıpatıp benzeyen başka bir çocuk fotoğrafı vardı. Altında not: 'Değişim günleri—1970'. Bu yeni bulgular kafamı daha da karıştırdı. Neden bir değişim olmuştu? Kim değiştirmişti? Ve ben, gerçekten bildiğim kişi miydim? Evde Ayla’nın sabrı tükeniyordu; bana güveniyordu ama gözlerinde endişe beliriyordu. Telefonum çaldı; ses tanımadığım bir adamdı. "Dosyanızla ilgili bir takım işlem hataları fark ettik," dedi. "İsterseniz gelip konuşalım." Sesi soğuktu. Randevu verdiğimde, bildiklerimle bilmediklerim arasındaki ince çizginin yavaşça yok olduğunu hissediyordum.

Reklam

3. Bölüm — Sonuç

Randevuda karşıma çıkan adam, emekli bir memur olan Mustafa Bey'di. Elinde sararmış bir zarf vardı. "Bunu yıllar önce sakladım," dedi. Zarfın içindeki belgeler, iki çocuğun kimlik değişimine dair notları, bir hastane doğum kayıt defterinin kopyası ve bir avuç mektuptu. Mektuplar, o yıllarda yaşanan nüfus karışıklıklarını, kaybolan belgeleri, bazen de bilinçli yer değişikliklerini anlatıyordu. Mustafa Bey, gözleri dolu dolu anlattı: "O yıllar kargaşaydı. Bazı aileler çocuklarının kimliklerini değiştirdi; bazısı zorunluydı. Birilerinin hayatı siliniyor gibiydi." Ellerim titriyordu; elimde bir yapbozun eksik parçası yerine, başka bir yapbozun parçası vardı. Gerçek, basit bir hata değil, insan hayatının üzerinde oynanmış bir hamleydi. Ayla'yı eve çağırdım. Belgeleri birlikte inceledik. Onun gözleri önce şaşkın sonra acıyla doldu. "Peki şimdi ne yapacağız?" dedi. Bir sorunun cevabı, yeni sorular doğuruyordu. O gece uzun uzun konuştuk. Ben, bildiğim hayatı savunmak istedim—çünkü o hayat, emeğim, anılarım, etrafımdaki insanların beni tanımasıydı. Diğer yandan, gerçek ne kadar acı olursa olsun saklanamazdı. Sabah erkenden nüfus müdürlüğüne döndük. Resmi kayıtlar yeniden incelendi, sosyal güvenlik dosyalarım gözden geçirildi. Sonunda ortaya çıkan şey, tek bir gerçeğin ötesindeydi: Ben, yıllar önce bir kimlik değişiminin parçası olmuştum—istemeden, bilmeden. Neden ve nasıl soruları eksik kaldı ama bir şey kesinleşti; hayatıma müdahale edilmişti. Bu keşif yıkıcıydı ama aynı zamanda özgürleştiriciydi. Bildiğim hayatın değeri yok olmadı; üzerine yeni bir katman eklendi. Ayla elimi tuttu ve şöyle dedi: "Sen, yıllardır bizimle olan insansın. Kağıtlar değiştirse de biz seni biliyoruz." Ancak bir gecenin sessizliğinde, bir belge masanın üzerinde dururken, hâlâ cevabını bilmediğim bir soru vardı: O değişimi kim başlatmış ve neden? Bu soru, geçmişin karanlık köşelerinde hâlâ bekliyordu. Ben ise artık aramaya başlamıştım.

— Son —

Bu hikayeyi paylaş