Karakolda Durduğum O Göz Teması
HHikaye Editörü28 Haziran 20263 dk okuma52 okunmaDram
1. Bölüm — Giriş
Sabahtı. Hava hâlâ kısık güneşle uyanıyordu; sokak köşesindeki çay bahçesinden yükselen taze dem kahve kokusu etrafa yayılıyordu. Cüzdanı bankamatik yanındaki çakıl taşlarının arasına sıkışmış halde bulduğumda, içimden bir iyilik yapma dürtüsü geçti. İçinde kimlik vardı; ad, doğum tarihi, küçük bir kredi kartı ve sararmış bir fotoğraf. Sahibini bulmak için en yakın karakola yürüdüm. Basit bir teslimat bekliyordum. Kapıdan içeri girer girmez atmosfer değişti.
Girişteki görevli kimliğe göz attı, yüzü aniden sertleşti. “Bir dakika,” dedi ve beni bekletmeden içeri aldı. Koridorun sonundaki oda camlıydı; masada birkaç dosya vardı, dosyalar tozlanmış gibi görünüyordu ama gözlerindeki ifadeden anladım ki içinde sağlam hikâyeler barındırıyorlardı. Masaya cüzdanı bıraktım, bir memur derin bir nefes aldı. O sırada bana dönen amir, pencereden dışarıya bakar gibi uzak bir sesle: “Bu, on beş yıl önce kapatamadığımız davanın parçası olabilir,” dedi.
Kelime akmıyordu ağzımdan. Nasıl olurdu? Sokağın köşesinde bulunan eski bir cüzdan bir dosyanın kilit parçası mıydı? İçimde tuhaf bir heyecanla birlikte tedirginlik belirdi. Bana basit sorular sordular: cüzdanı nerede bulduğum, kimseye söyleyip söylemediğim, fotoğrafı tanıyıp tanımadığım. Her cevabım kısa, ama dikkatle not edildi. Odaya çekilişimin nedeni açıktı; ben bir tanıktım artık, istemeden bir hikâyenin parçasıydım. Akşam üstü kararıyla başlayan bir olay, şimdi beni geçmişin gri tonlarına sürüklüyordu.
Reklam
2. Bölüm — Gelişme
Polislerle konuşurken öğrendiklerim parça parça oturdu. On beş yıl önce aynı bölgede bir kadın kaybolmuş; dava bir süre sonra soğumuş, soruşturmada delikler kalmış. Cüzdanın içindeki not, küçük bir lokanta fişi üzerindeki karalama ve fotoğrafta arka planda görülen tabelanın adı, yeniden yeni bir iz sürmeyi mümkün kılıyordu. Memurlar, benim bulduğum yerde daha önce herhangi bir arama yapılıp yapılmadığını sordular; ben o köşeyi sık sık geçtiğimi, o gün yağmur sonrası sokağın boş olduğunu anlattım.
Araştırma başladığında bana bazı görevler verdiler: aynı gün aynı saatte o caddeye gidip etrafı gözlemlememi, o bölgedeki esnafla konuşmamı, sahildeki eski lokantanın kayıtlarından bir görevliyle iletişime geçmelerini istedim. Her adım bizi geçmişe biraz daha yaklaştırıyordu. İşin en ürkütücü kısmı, cüzdandaki kimliğin fotoğrafındaki kadının gözlerinde tanıdık bir bakışın olmasıydı. O bakış bana ait değildi; fakat bana ait bir hikâyeyle örtüşüyordu.
O gün akşamüstü, karakoldan ayrılırken zihnimde çanlar çalıyordu. Evime dönerken aklımda tek bir düşünce vardı: neden ben? Neden bu cüzdan benim elimdeydi? Gece yarısına doğru, memurlardan biri aradı. Buldukları bir şey vardı: cüzdanda sıkışmış, neredeyse okunmaz hale gelmiş bir makbuzun arkasına yazılmış birkaç karalama — isimlerin baş harfleri, bir tarih ve bir adres parçası. Tarih, kayboluş tarihine yakın bir gündü. Adres ise, yıllardır kimsenin dikkatini çekmemiş bir depo binasına işaret ediyordu.
Ertesi sabah o depoya gittik. Kapı paslıydı, içerisi karanlıktı. İçeride birkaç eski eşya, bolca örseli karton kutu ve aralarında saklanmış bir günlük vardı. Günlükte, yıllar önce yaşanmış bir tartışmanın, alınan bir kararın ve sonrasında gelen pişmanlığın izleri vardı. Her sayfada daha fazla gerçek, daha fazla acı ortaya çıkıyordu. Polisler dikkatle not aldı; ben ise o satırlarda kendi kentimin, kendi insanların karanlık kenarlarını ilk kez bu kadar yakın gördüm. Bir fotoğraf çıktı kutuların arasından. Fotoğrafta, cüzdanın içindekiyle aynı yüz vardı — ama arkada duran bir isim vardı; o isim ise benim geçmişimle kesişen bir bağlantıyı işaret ediyordu.
Reklam
3. Bölüm — Sonuç
Günler haftaya, hafta ayı kovaladı. Dosya yeniden açıldı, tanıklar çağrıldı, eski kayıtlar didik didik edildi. Bulduğumuz parçalar bir araya geldikçe tablo netleşmeye başladı: kaybolan kadının öyküsü, beklenmedik ihanetler ve örtbas edilmeye çalışılmış hatalar. Bir zamanlar kentin arka sokaklarında saklanan sırlar, artık ışık altındaydı. Bu süreçte ben, basit bir iyi niyetin nasıl büyük sorumluluklara yol açabileceğini ağır bir şekilde hissettim.
Sonunda, karakolda yapılan resmi bir açıklama ve aileye teslim edilen gerçekler oldu. Cüzdanın sahibinin kimliği doğrulandı; ailesine ulaşıldı. Onbeş yıldır süren belirsizlik, belirli bir sonuca kavuştu. Ancak gerçeklerin açığa çıkması, herkes için iyileştirici olmadı. Bazıları için hesaplaşma sancılıydı; bazıları içinse itiraf getirdiği hafifleme ile yaşama devam etti.
Benim için bu yolculuk başka bir şeyle bitti: kendi şehrime, komşularıma ve geçmişe bakışım değişti. Sokakta rastgele bulduğum bir nesne, yıllardır örülmüş bir ağın düğümünü çözdü. Sorular hâlâ aklımda dönse de, en azından bir kadının adı artık unutulmuş bir kayıt değil, yaşayan bir anı olarak ailesinin elindeydi. O gece, cüzdanı teslim ederken hissettiğim boşluk yerini sessiz bir sorumluluk duygusuna bıraktı. Gerçek ortaya çıktı; ama gerçek, her zaman tam olarak bütün yaraları sarmıyor. Bir kapı kapandı, başka kapılar ise aralık kaldı. Ve ben, o kapıların ardında hâlâ bekleyen hikâyeleri düşünerek yatağıma yattım — çünkü biliyordum ki bazen en basit eylem, en derin değişimi başlatır.