Kasadaki Siyah Defter ve Benim Adım
HHikaye Editörü28 Haziran 20263 dk okuma1 okunmaDram
1. Bölüm — Giriş
Bankada on beş yılı devirmiştim. Günlerim düzenli, ritmim banka saatlerine bağlıydı; sabahın erken saatlerinde şubenin camları buğulanırken ben kayıtları sayar, kapatırken kilitlerin tıkırtısı arasında mesaimi bitirirdim. Bir öğleden sonra, vasiyet işleriyle uğraşan mesai arkadaşımın yüzü farklıydı. Eski bir kasa sahibinin ölüm belgesi gelmişti ve kasanın içeriğine bakmamız gerekiyordu.
Kasanın anahtarı bana verildi. Metal soğuktu, kilidin uğultusunda tarih gibi bir şey vardı. İçini açtığımda beklediğim gibi basit eşyalardan çok daha fazlası çıktı: eski bir kol düğmesi, sararmış zarflar ve yıpranmış bir siyah defter. Defterin kapağında mürekkep izleri vardı. Ellerim defteri açarken istemsizce titredi. En üstte kendi adımı okudum; birkaç harf daha belirgin, sanki yıllar sonra birine gösterilecek şekilde yazılmıştı.
O an çalınan bir alarm gibi değildi; daha ziyade uzun zamandır beklenen bir çağrı gibiydi. Defterin ilk sayfaları aile fotoğraflarıyla doluydu. Babamın genç yüzü, teyzemin elini tutmuş hali. Ama sayfalar ilerledikçe anlatı değişti. Tarihler, adresler, rengini yitirmiş imzalar birbirinin ardı sıra geliyordu. Anlatılanların çoğunu evde duymamıştım. Sanki bir yaşam, baştan sona yeniden yazılmıştı ama kimse bana bu yeniden yazılışın nedenini söylememişti.
Kasadan çıktığımda elimdeki siyah defter sandığımdan ağırdı. Otobüs durağında elimdeki notlarla beklerken yüzümü saran şehir havası bile farklıydı. Evde masanın üzerine koydum, geceyi deftere ayırdım. Sayfalar arasında gezinirken bir fotoğraf dikkatimi çekti; banka şubemizin eski bir görüntüsü ve önünde duran küçük bir çocuk. Çocuğun yüzü kararmıştı, ama duruşu bana tanıdıktı. O gece uyumadım, gözlerimi kapattım ama defterin sayfaları zihnimde dönmeye devam etti.
Reklam
2. Bölüm — Gelişme
Günler ilerledikçe defterle aramda bir yolculuk başladı. Her sayfa yeni bir kapı aralıyordu; bazı satırlar kırık bir dilin itirafı gibiydi, bazıları ise soğuk bir not defterinin kayıtsızlığıyla yazılmıştı. Adımın geçtiği bölümde ise kimlik numaraları, bir ilin adı ve bir tarih birleşiyordu. Hepsi örtülmüş bir geçmişin işaretleri gibiydi.
Aile bireyleriyle yüzleştikçe sessizlikleri daha kalın bir perdeye dönüştü. Annem önce gülümsemeyi denedi, sonra yutkundu. Babam gözlerini kaçırdı. Bana anlatılan çocukluk hikâyelerinin eksik parçaları birer birer yerinden oynamaya başladı. Bir akşam, teyzem usulca yanıma gelip çekmecesinden bir zarfa uzandı. İçinde annemin el yazısıyla yazılmış kısa bir not vardı: “Sana zarar vermek istemedik. Koruduk.”
Koruma sözcüğü defterin satırlarında farklı bir anlam kazanıyordu. Yıllar önce yaşanmış bir kavga, bir imza karşılığında değiştirilmiş kimlikler, uzaklaştırılmış isimler. Defterin sahibi eski bir dost, belki de faili meçhul bir sırra tanıklık etmişti. Bir sayfada, gece yarısı kaybolan bir belgelerin listesi vardı; bir başka sayfada ise benim adımın yanında hangi şehirde yaşadığıma dair eski bir adres yazılıydı. Bu adres bugünkü mahallemizin dışında, uzak bir kasabada kalıyordu.
Gerçeğe yaklaştıkça etrafta fısıltılar çoğaldı. Bankanın eski kayıtlarına baktım, kasaların kira listelerini karıştırdım. Hesaplarda tuhaf hareketler yoktu ama bir not defterinin sessiz dili her şeyi açıklıyordu. Defter bana sadece ailenin sakladıklarını değil, aynı zamanda beni bekleyen sorumlulukları da gösteriyordu. Defterin sonlarına doğru bir harita çizilmişti, üzerinde birkaç işaret ve bir tarih. Haritanın altındaki kısa cümle beni dondurdu: “Bunu bulduğunda karar senin.”
Kararın ağırlığı üzerime çöktü. Kimliğimle ilgili büyük bir sır açığa çıkmıştı ama gerçeğin ifşası ailemi savunmasız bırakabilirdi. Aynı zamanda bu sır, benim gelip geçici bir figür olmadığımı, bir başka hayatın parçası olduğumu söylüyordu. Yalnızca geçmişi öğrenmek yetmiyordu; onunla ne yapacağımı seçmem gerekiyordu. O gece defteri ayaklarımın dibine koydum ve hava soğuktu. Sessizlik, dışarıda dalga dalga yayılan bir bekleyiş gibiydi.
Reklam
3. Bölüm — Sonuç
Ertesi sabah, anneme tüm soruları sordum. Başta kelimeler ağızdan düştü düştü, sonra bir sel gibi aktı: yıllar önce küçük bir kaçış, yeni bir hayat kurma çabası, korkuyla verilen değişik bir kimlik. Defterin sahibi ise ailenin eski bir dostuydu; o defteri kasaya koymuş, gerçeği öğrenmesi gereken kişinin köklerine dönmesi için bir işaret bırakarak gitmişti.
Gerçeği duymak acıydı ama öğreticiydi. HER ŞEYİN ÖTESİNDE, öğrendim ki beni koruyanlar iyi niyetle saklamıştı. Onların korkusu, benim üzerimde bir gölge bırakmıştı ama defter gölgenin kenarındaki ışığı da gösteriyordu. Teyzemin verdiği zarftaki notu okudum tekrar: “Senin elinde seçim var. Gerçeği taşımak ya da onu gömmek.”
Seçimimi yaptım. Defteri kimselere göstermeden önce ailesimle birlikte bir karar aldık: geçmişin izlerini kaybetmeden, ama zarar vermeden gerçekleri paylaşmak. Korkularımızı, hatalarımızı ve sevgiyle örülmüş korumaları masaya yatırdık. Ailemiz yaralandı, ama aynı zamanda kendini tanıdı. Ben, saklanan çocuk değil, seçim yapan yetişkin olmayı öğrendim.
Sonunda siyah defteri tekrar kasaya koydum. Anahtarı teslim ederken derin nefes aldım. Defter artık bir eşyadan fazlasıydı; bir mirastı, bir sınavdı. Anahtarı kilide sokarken düşüncelerim netti: insan geçmişini değiştiremez, ama onunla nasıl yaşayacağını seçebilir. Kasayı kapattım ve kilidi taktım. Anahtarı cebime koydum; defter oradaydı, güvenli ama aynı zamanda artık benimdi. Sokakta güneş yükselirken yüzümde bir ferahlık vardı. Bilmek ağırdı, ama bilmemenin verdiği boşluk daha ağırdı. Artık önümde bir yol vardı ve ben kendi adımlarımla yürümeye karar verdim.