Yatağımın Altından Gelen Çığlık

HHikaye Editörü28 Haziran 20263 dk okuma205 okunmaDram

1. Bölüm — Giriş

O akşam eve vardığımda apartman koridoru normalden daha sakindi. Komşu teyze kapımın önünde uzun uzun bakmış, ardından başını sallamıştı. "Üst katta bir kız çığlık atıyormuş," demişti, sesi titrerken. Ben de gülümseyip geçiştirmiştim; şehirde herkesin elinde bir hikâye, her kulakta bir söylenti vardı. Evde ışıklar kısık, televizyon uzaktan bir uğultu gibi sürüyordu. Çocukların oyuncakları kapının kenarında dağınık, kızımın battaniyesi sandalye arkasına atılmıştı. Her şey yerli yerindeydi ama içimde bir yerde, sebebi olmayan bir sıkışma hissi belirdi. Mantıkla bastırdım; belki de yorgundum, ya da komşunun kulakları yanlıştı. Yine de koridordan odama giderken yatağımın altından gelen ses durduğum anı paramparça etti. "Lütfen… dur!" İki kelime. Ama içindeki suçluluk, korku ve yalvarış bir patlamaydı. Dizlerim aniden buz tuttu. Kızımı çağırdım— cevapta yalnızca hırıltılı bir nefes ve yeniden tekrar eden o fısıltı vardı. Eğilip yatağın altına baktığımda küçük bir bedenin kıvrıldığını gördüm; kirli, titreşen ellerini yüzüne kapamıştı. Kucağıma aldım onu; nefesi düzensizdi. Gözleri büyük, ağlamaya hazır, ama ağlamıyordu. "Ne oldu?" dedim. Kelimeler boğazımda düğümlendi. O, titreyerek bir şeyler mırıldandı: "İçerideydi… gelmişti… durmasını söyledim ama…" O an apartmanın dışında bir ışığın titrediğini gördüm; komşu kapısını aralamış, yüzü beyazlaşmıştı. Dedikodunun ürkütücü bir biçimde doğru olabileceğini düşündüm. Evin kapağını kapattım, kilidi iki kez çevirdim. İçeri sızan sessizlik boğucu bir hâl almıştı. Kızım sarsılıyordu; onu sakinleştirmeye çalışırken, içimde bir sözcüğün sürekli yankılandığını duydum: Korunmak. Artık bir tercih meselesi değildi. Yapılacak bir şey vardı.

Reklam

2. Bölüm — Gelişme

Sabaha karşı, uykusuz ve gergin, evin etrafını dolaştım. Kızımın odasında küçük ayak izleri yoktu; ama pencere pervazında ince bir toz tabakası karışıklık gösteriyordu. Yatağın altına saklanmış bir oyuncak kamerası vardı—küçük lensi bulanıktı, ama üzerinde taze parmak izleri vardı. Birisinin odanın her yanını gözlediğini düşündüm. Gizli bir dinleme değil, bir gözetleme. Bizi izleyen birinin varlığı düşüncesi ciğerlerimi sıktı. Komşunun anlattığı çığlıkla bizim evdeki sessizlik arasındaki bağlantıyı kurmaya çalışırken, apartman girişindeki güvenlik kamerası görüntülerini almak için kapısını çaldım. Komşumuz, yaşlı bir adam, şaşkın ve üzgündü; elimdeki delili anlattım. Kameralarda gece yarısı bir gölge görünüyordu; hızlı adımlarla binaya giren, sonra da hızlıca uzaklaşan bir siluet. Yüzü seçilemiyordu ama yürüyüşü tanıdıktı: omuzları hafifçe kambur, elleri cebinde. Kızım, bana ördüğü minik peluşun üzerine bir çizik kondurmuştu—kumaşta küçük bir kırmızı iz. Tanıdıksız bir parfüm kokusu hâlâ odada asılıydı. Eşyaların yerleri bozulmamıştı; her şey sanki hırpalanmadan geçilmiş gibiydi. Ama en fazla korkutucu olan, kızımın kelimeleriydi: "O beni tanıyordu. Evimize kadar gelmişti. Bana bakıp gülmüştü." Bu, tanıdık birinin işi olabilirdi. Bir yabancı değil; tanıdığımız, aramızda dolaşan biri. Düşüncelerim dönerken, geçmişte evimize misafir olmuş, çocuklarla vakit geçiren birkaç isim aklıma geldi. Kimseye doğrudan suçlamada bulunmadan önce kanıt gerekiyordu. Kızımı güvenli bir odaya aldım, pencereleri kilitledim, telefonları topladım. Çocuk helâsında biriktirdiği küçük bir oyuncak parçası, üzerinde bir numara kazınmıştı—küçük ama belki de bir ipucu. Gün ışığında, olabildiğince soğukkanlı davranıp komşularla konuştum, o gece dışarı çıkmış olanları sordum. Birkaç kişi, gece yarısı merdivenlerden inen birinin ayak seslerini duyduğunu, ama kimsenin kim olduğunu göremediğini söyledi. Kimse doğrudan yardım etmedi; çekingenlik ve korku birbirine karışmıştı. İçimde büyüyen bir öfke vardı—bizi korumayan bu apartman, tanıdıkları içindeki bir caninin barınak haliydı. Artık beklemek değil, hareket etmek gerekiyordu.

Reklam

3. Bölüm — Sonuç

Akşamüstü, karanlık çökerken, plan yapmaya başladım. Delilleri büyütmek, bir görüntü ya da bir yüz yakalamak gerekiyordu. Güvenlik kamerasının açısını değiştirdik; pencere önüne küçük bir ışık koydum. Kızımın odasına ikinci bir kamera daha yerleştirdim—bunu ona söylemeden, sadece güvenliğe inandığım için yaptım. Sessizce bekledik. Gece yarısı kapı çaldı; bu sefer ünlem değil, hareket vardı. Güvenlik kamerası bir gölgeyi yakaladı: binanın sakinlerinden, çocuklara bazen oyuncak getiren ve evi iyi bilen biriydi. Yüzü net değildi ama yürüyüşü, saçının şeklindeki küçük benzerliklerle bir kişinin resmini çağırdı zihnime. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte, bu kişiyi mahallede gördüğümde peşine düştüm—yüzünü tanıdım. Kızımın güldüğü, bizimle çay içmiş bir yüz. Polisi aradım ve delilleri teslim ettim. Onunla yüzleşmeden önce, kızımla bir kez daha konuşmak istedim: "Ne hissettin?" diye sordum. Bana baktı, gözleri artık biraz daha sakin, sesi daha sağlamdı: "Korktum. Ama sen geldin." Bu cümle, suçlardan daha ağırdı; içinde hem suçlayıcı hem şifa verici bir umut vardı. Soruşturma ilerledi. Şüpheli gözaltına alındı; ifadeler alındı, küçük izler, kamera görüntüleri bir araya getirildi. Mahkeme süreci uzundu ama en önemlisi evdeki hava değişmişti. Kızım terapiye başladı, ben yanındaydım. Güveni yeniden örmeye çalışıyorduk; gece uyanışlarında ben oradaydım, kapıyı iki kez kilitledim, oyuncakları topladım. Son sahne belki bir zafer hikâyesi değil; ama anlamlıydı. Bizim sessizliğimizi kırmak, korkularımızı adlandırmak ve yan yana durmakla ilgiliydi. Yatağımın altındaki o çığlık artık yalnızca bir anı değildi; bana ne yapmam gerektiğini öğretmişti. Artık duymaya gelmeyecek olsak bile, duyduğum her çığlığa kulak verecek, hiçbir küçük sesi gölgede bırakmayacaktım.

— Son —

Bu hikayeyi paylaş