Otuz Yılın Yüzü
Dram

Otuz Yılın Yüzü

Düğünümüzde babamı nişanlımla tanıştırdım — ama yüzünü görür görmez bembeyaz oldu ve fısıldadı: "Hayır... SENİN 30 YIL ÖNCE KAYBOLDUĞUNDAN EMİNİM!" Düğün günümün en zor anının, sunağa varmadan önce ağlamamak olacağını düşünmüştüm. Her şeyden çok, babamın beni nikah masasına götürmesini istiyordum. Beni tek başına büyütmüştü. Annem küçükken hayatımızdan kaybolmuştu ve babam hiç şikayet etmemişti. Okula gitmeden önce saçlarımı örer, gece vardiyalarında çalışır, hasta olduğumda yatağımın başında otururdu. Bana hep şunu derdi: hayatın benimkinden daha iyi olacak, bunun için her şeyi yapacağım. Nişanlım Yusuf, birkaç kez görüntülü konuşmada görmüştü babamı. Üç yıldır yurtdışındaydık ve bağlantılar sık sık kopuyordu. Düğünden önce dönmüştük; babam ateşlenmiş, prova yemeğine gelememişti. "Yarın görüşürüz, seni ona kadar götüreceğim," demişti gülümseyerek. "Doğru olan bu." Kilisenin kapısında dururken elbisemin hışırtısını duydum, beyaz güllerin kokusu yayıldı, babamın düzensiz nefeslerini hissettim. Yusuf oradaydı: uzun boylu, sakin, koyu takım elbise içinde. Bana gülümsedi. Ama babam aniden durdu. Parmakları acı verici bir şekilde koluma saplandı. Bir adım geri çekildi; onu zar zor tuttuğumu hissettim. "Baba?" diye fısıldadım. "Ne oldu?" Müzik sustu. Mumlar bile daha sessiz yanıyordu sanki. Babam bana bakmıyordu. Yusuf'a bakıyordu. "Hayır..." fısıldadı. "Hayır, bu olamaz." Yusuf gülümsemeyi bıraktı. Babam titreyen bir elini yüzüne doğru kaldırdı. "NASIL SEN OLABİLİRSİN?" sesi kiliseyi titretti. "30 YIL ÖNCE KAYBOLDUĞUNDAN EMİNDİM!" Ayağımdaki zemin yok oldu. "Birbirinizi tanıyor musunuz?" diye sordum. Babam hayatımda hiç duymadığım bir isim fısıldadı. Yusuf'ın gözleri benimkine kilitlendi. "Artık hiçbir şeyi değiştirmek için çok geç. ŞİMDİ SONUNDA NEDEN SENİNLE EVLENDİĞİMİN GERÇEĞİNİ ÖĞRENEBİLİRSİN." Ve ben, o anda ne yapacağımı bilmeden, hem geçmişin hem de geleceğin kapısını aralamıştım.

Okumaya Başla