Kasabamızdaki eski sinema salonu yıkılmadan önce içeri girmek zorundaydım. Yıllar önce çocukluğumun bir parçası olan o tozlu koltuklar, perdeler, projeksiyon odasının loş ışığı hâlâ zihnimdeydi. Sinema bizim hafızamızdı. Her köşesinde bir anı, her koltukta söylenmemiş bir sır saklıydı. Gün geldiyse de son kez içeri girdim. İşçiler perdeyi sökerken bir ses geldi. Duvarın arasına sıkışmış küçük, yağlı bir film makarası buldular. İlk bakışta bir nostalji objesi gibiydi ama elimde tutarken soğuk bir ağırlık hissettim. Salonda birkaç kişiyle, projeksiyonun tozlu lambasını yakıp filmi izlemeye karar verdik. Görüntü siyah beyazdı, titreşimli, ama gözlerimizin önünde kasabamızın unutulmuş bir gecesi canlanıyordu. Kamera, hiç beklemediğimiz bir olayı kaydetmişti. Bir buluşma değildi. Bir hata da değildi. Uzun yıllardır kimsenin bilmediği bir şey, perdede yeniden doğuyordu. Filmde tanıdık siluetler vardı; yüzler solmuş, isimler unutulmuştu. Ama hareketler, jestler ve mekân öyle somuttu ki izlerken içimde bir yer sarsıldı. O an anladım ki bu makaraya saklanmış gerçek, sadece geçmişi açığa çıkarmıyordu; yapanlarla yapılmış olanların arasındaki ince çizgiyi de gösteriyordu. O an salondaki sessizlik derinleşti. Herkes kendi geçmişiyle yüzleşiyordu. Bazılarının gözleri doldu, bazılarının elleri titredi. Ben ise filmin sonuna doğru gördüğüm bir karede durdum. Orada, yıllardır kalbimde bıraktığı boşluğun kaynağını gördüm. Her şey değişiyordu. Perde kapandığında herkes aynı cümleyi düşünüyordu ama kimse söylemiyordu. Elimizde bir delil vardı. Elimizde bir yük de vardı. Yıkım ertelendi. Film makarası elimdeydi. O gece birbirimize söz verdik; bu gerçeği saklayıp susmayacaktık ama aynı zamanda onun nasıl söyleneceği, kimlere söyleneceği de bir karardı. Perdeyi tekrar kaldırmadan önce bir karar verilmeliydi. Çünkü bu görüntüler susmuş kişiler için bir sığınak olabilecekti ya da yeni yaralar açacaktı. Son sahne ekranda kaybolurken artık biliyorduk ki kasabamızın sessiz duvarlarının ardında saklı kalmış bir hikâye vardı ve o hikâyeyi okumak bizi değiştirecekti. Perde kapandı ama merakımız kapanmadı. Salondan çıktığımda, rüzgârın taşıdığı tozla birlikte cebimde makarayı hissettim. O makarayı kimseye göstermeden duvara geri koymaktan vazgeçtim. Çünkü bu, sadece bizim hikâyimiz değildi. Bu, hesabı bekleyen bir geçmişti. Ve o hesabın ilk adımı henüz atılmamıştı.