Verandadaki Not

Verandadaki Not

İkiz yeğenlerimi büyütmek için hayatımın yirmi iki yılını federken, üniversite mezuniyetlerinde yaptıkları beni dizlerimin üstüne çöktürdü. Kızlar altı aylıkken, kız kardeşim onları iki bebek oto koltuğu, bir bebek çantası ve verandama bırakılmış bir notla terk etti. "Üzgünüm Nuri. Bunu yapamam." Annenleri on bir gün önce ölmüştü; kardeşim ise iki haftadan kısa bir süre sonra yaşamı terk etti. Yirmi yedi yaşındaydım, evli değildim, hırdavatçı dükkânımın üst katında, banka hesabımda 312 dolar vardı ve biberon ısıtmayı bile bilmiyordum. "İki bebeği tek başına büyütemezsin," dedi komşum. Muhtemelen haklıydı; ama en küçüğü tek kelime bile söylemeden parmağımla tutundu. O yüzden kaldım. Önce amca Nuri oldum, sonra kazara baba. Yirmi iki yıl boyunca öğle yemeklerini hazırladım, saçlarını sakilce ördüm, iki vardiya çalıştım, ateşli hastalıkları, bilim şenliklerini, kırık kalpleri ve bazen hepsinin aynı anda benden nefret etmesini atlattım. Düğünleri kaçırdım. Tatilleri. Kendi ailemi kurma şansını. Bunu onlardan istedikleri için yapmadım. Birinin kalması gerekiyordu. Mezuniyet gününe geldiğimizde sakalımda aklar vardı, dizim ağrıyordu ve elimde ucuz bir kamera titriyordu. Elif. Hazal. İkizler, ama asla birbirlerinin kopyası değillerdi. Hazal, adı okunmadan önce ağladı. Elif bana sekiz yaşındaymış gibi el salladı. Hazal ise diplomadan daha ağır bir şeyi omzunda taşıyormuş gibiydi. Dekan mikrofona döndü. "Kapanmadan önce bir sunumumuz daha var." Kızlar birlikte sahneye geri döndüler. Hazal mikrofonu aldı. "Babamız bugün burada olamadı," dedi. Elif elbisesinin kolundan katlanmış bir kâğıt çıkardı. Elif ağzını kapattı. "Geride bıraktığı şeyi bulduk," dedi Hazal. Ve ilk satırı okuduklarında, dizlerim yere düştü...

Okumaya Başla