Alçı, Gerçek ve Tercih
Dram

Alçı, Gerçek ve Tercih

Düğünümüme iki ay kala banyoda kayıp düştüm ve bacağımı iki yerden kırdım. Doktor beni alçıya aldı; birkaç hafta boyunca pek çok şeyde yardıma ihtiyacım olacağını söylemişti. Başlangıçta bunun sorun olmayacağını düşündüm. Nişanlım Mert herkesin içinde, “Merak etmeyin, ben hallederim,” diye söz verirdi. Ama evimizin kapısından içeri adımını atar atmaz bambaşka biri oluyordu. İhtiyaç duyduğum her çağrıda yüzünü buruşturuyor, bana su getirmesini istesem sanki imkansız bir şey isteyormuşum gibi iç çekiyordu. Tuvalete gitmek için yardım istediğimde gözlerini devirir, “Yine mi?” der gibi bakardı. Ağrı kesicilerimi hatırlatınca, hemşire olmadığını, yetişkin gibi davranmam gerektiğini söylüyordu. En tuhafıysa başkalarıyla konuşurkenki davranışıydı. Annem görüntülü aradığında özenle yanımda oturur, saçımı okşar, “İyi gidiyorsun, hatta parmağını bile kıpırdatmıyor,” diye takdir eder görünürdü. Kamera kapandıktan sonra telefonumun yanına fırlatıp, oyun odasına dalardı; orada mikrofonlu kulaklıklarını takıp çevrimiçi arkadaşlarıyla kahkahalara boğulur, benim çığlıklarımı duymuyormuş gibi devam ederdi. Günlerimi boş su şişeleriyle, fark edilmek için bekleyerek geçirdim. Bir akşam mutfak tezgâhına tabak bırakıp, acıkırsam “yavaşça gel” demişti. Başka bir akşam saçımı yıkaması için yardım istediğimde sanki abartıyormuşum gibi güldü. İçimde hep bir şüphe vardı ama onu stresle, düğün telaşıyla açıklamaya çalıştım; “Yorgundur, baskı altındadır,” dedim kendime. Gerçekten asıl sorun, Mert’in beni unuttuğu değil, umursamadığıydı. Bir gece dayanılmaz bir ağrı tutunca adını bağırdım. O anda oyun odasından gelen kahkahalarını duydum; mikrofonlu kulaklığının ardından arkadaşlarıyla konuşuyordu. Kendimi yataktan sürükleyip neredeyse düşecek haldeyken odaya girdi ve soğuk bir sakinlikle, “Bebek gibi davranmayı bırakabilir misin? Sadece kırık bir bacak,” diye bağırdı. Donup kalmıştım. Bu, birkaç ay sonra hayatımı birleştireceğim adamdı. Ertesi sabah annem kapıda belirdi; beni yatağın kenarında, aç, ağlamış, iki gün önceki kıyafetlerimle buldu. Mert herkese “Gayet iyi dinleniyor, her şey yolunda,” demişti. Ona sahip çıkmak istedim. Hâlâ bir açıklama, bir pişmanlık umudum vardı. Annem oturdu, kulağıma eğildi ve yüzü beyazladı. Hikâyenin tamamını duyunca sanki yerinden kaydı. “Dinle canım,” dedi, sesi titriyordu ama gözleri soğuktu, “tam olarak ne yapman gerektiğini biliyorum.” O anda kalbimde hem bir rahatlama hem de bir korku belirdi. Annemin söyleyeceği şey, ilişkimizin seyrini değiştirecekti. Peki ama hangi yöne…?

Okumaya Başla