Eşim benden sürekli bunları istiyor: küçük iyilikler, geciken iltifatlar, zaman zaman bedenim ve zamanım. Talepler birikiyor, ben yoruluyorum; kırılgan dengelerimiz sorgulanıyor. Sabahın ilk ışıkları perdenin arasından sızarken mutfakta çaydanlıktan çıkan ses bütün apartmanı uyandırır gibiydi. Pencerenin dışındaki şehir hâlâ uyanmamış, sadece birkaç kamyonun ve kuşların sesi duyuluyordu. Ben tezgâhın başındaydım; elime aldığım ekmeği bıçakla ikiye böldüm, reçeli açtım. Odyometrenin hafif tıkırtısı gibi duyduğum ilk ses ise odadan yayılan: "Bir şey daha..." diye başlayan, bitmeyen bir talep zinciri. Eşim yataktan yeni kalkmıştı, saçları dağınıktı; gözleri uykulu ama sesi netti. "Bugün akşam yemeğini ben mi hazırlasam?", "Çoraplarımı bulamadım," "Biraz sıcak su alır mısın?" gibi küçük ricâlar birbirini takip ediyordu....