Boynundaki Künyeyi Çıkarmayı Reddeden Oğlumun Sırrı

HHikaye Editörü28 Haziran 20263 dk okuma74 okunmaDram

1. Bölüm — Giriş

Oğlumun askerden dönme günü soğuktu. Kapıdan içeri girerken yüzündeki yorgunluk, omuzlarındaki ağır bir yük gibiydi. Elini uzattı, öpücüğümü aldı, sonra boynundaki künyeye dokundu. "Bunu çıkarmayacağım; eve bir hatıra gibi yapıştı," dedi kısa bir sesle. Sesi saklandı gitgide. Aile misafirleri, komşular, herkes sevinçle karşıladı; ama ben içimde bir düğüm hissettim. Neden künyeyi hiç çıkarmıyordu? Neden kimse sormuyordu o güne dair? Gece yarısı oldu. Oğlum uyuduğunda sessizlik evi sardı. Aniden kalktım, mutfağa gittim. Künyeyi masanın üzerine koydum, metal soğuktu avuçlarımda. Askerlerle ilgili hikâyeler dinlemiştim; ama bunlar çocuk hikâyeleriydı. Bu sefer farklıydı — yüzeyinde yıpranmıştır belki ama içindeki sır ağırdı. Minik kilidi gevşettim; içinden katlanmış, sararmış bir kağıt çıktı. El yazısı titrekti; birkaç tarih, bir koordinat, ve kısa bir not: "Sınır nöbeti — kayıt dışı müdahale." O an oğlumun neden geceleri terlediğini anladım. Ama asıl soru şuydu: Bu kağıt neyi gizliyordu? Kağıdı sakladım, ertesi gün oğlumu dikkatle izledim. Onunla konuşmak, açmak demekti—ve bazı kapılar açıldığında ardına bakılmaması gerekiyordu. Yine de merak ağır bastı. Artık yalnızca bir baba değildim; bulduklarımın peşine düşecek bir insan olup çıkmıştım.

Reklam

2. Bölüm — Gelişme

Kağıttaki tarihe göre araştırmaya başladım. Küçük bir köyün adı ve tek bir gecenin tarihi vardı. Resmî kayıtları inceledim: yok. Asker arkadaşlarına ulaşmaya çalıştım; bazıları kapıları kapadı, bazıları suskun kaldı. Bir iki kişi, geceyi hatırladığını söyledi ama ağızlarını açarken gözleri kaydı, elleri titredi. Kimse yazılı bir belge vermek istemiyordu. Belli ki ortada örtbas edilmiş bir şey vardı. Oğlumla konuşmak zordu. Bir akşam cesaretimi topladım ve doğrudan sordum: "O gece ne oldu?" Gözleri doldu. Başını öne eğdi, ardından fısıldadı: "Bizi bekletti, anne. Bir emri yerine getirdik." Emrin kimden geldiğini sorduğumda cevap vermedi. Haftalar geçti, ben bir ipucu daha yakaladım: Eski bir nöbet defterinde silik bir karalama. Sınırda bir kişinin izinsiz hareket ettiği, bir müdahale yapıldığı ama kayıtların daha sonra temizlendiği not edilmişti. Bu kez daha da derinlere inmeye karar verdim. Köyü buldum. Eski bir bekçi beni tanıdı; o gece ateşler, çığlıklar olduğunu, sabahın ilk ışıklarıyla herkesin tedirgin olduğunu anlattı. Bazı evlerin kapıları kapanmış, kimsenin dışarı çıkamadığı söyleniyordu. Konuştuğum bir kadının sesi hâlâ kulaklarımda: "Sabah iki ceset gördük, ama kimse resmî kayıtlarda demedi." Oğlumun adı bir kulaktan kulağa dolanıyordu ama kimse açık açık söylemiyordu. Bu gizem, bir toplumda yaşayan herkesin omzunda ağır bir ağırlık gibiydi. Bir gece oğlumla yüzleştim. Başından bir battaniye gibi geçen suçluluk örtüsünü yırtmaya çalıştım. Anlattı: Sınırda nizami bir kontrol vardı; bir grup sivili fark etmişlerdi. Komutan, "Gizli kalacak" dedi. Bir emir verildi ve olan oldu. Oğlum, o emri yerine getirmişti. Ama sonra biri daha sağ kalmış, yardım istemiş. Oğlum onu kurtarmak istemiş, ama sonra başka emirler, suskunluklar, tehditler... Oğlumun gözleri boştu artık. Boynundaki künyeyi hiç çıkarmamasının nedeni, taşıdığı suçun ağırlığını hatırlamakmış. "Hata yaptık, anne," dedi. "Bunu unutmamam için taktım." O gece ben ve oğlum suskunluğun içinde birbirimize baktık. Elimdeki kağıt, artık bir belge değil, bir itiraftı. Konuşmalarımızın sınırında, dışarıda bir şeyler değişiyordu; çünkü gerçek, döküldükçe sokaklara sızıyordu.

Reklam

3. Bölüm — Sonuç

Birkaç ay süren sessiz araştırma sonunda elimde somut kanıtlar vardı: görgü tanıkları, silik defter kayıtları, köyde kulaktan kulağa dolaşan itiraflar. Bir gazeteciyle temasa geçtim. Her şeyi delilleriyle ortaya koyduk. İlk başta herkes açığa çıkarmaya korktu; ama bir kez kapı aralandı mı, domino taşları gibi devrildi. Askeriyeden bazı yetkililer soruşturmaya alındı, resmi tutanaklar yeniden yazıldı ve o geceye dair sessizlik yok edilmeye başlandı. Oğlum için süreç acı vericiydi. Mahkeme çağrıları, sorgular, eski arkadaşların yüzünü görmek istemeyişi... Ama en önemlisi, üzerinden geçmek zorunda olduğu yükte bir hafifleme oldu. O, künyeyi boğazından çıkarmaya karar verdiğinde gözlerinde bir tür ferahlık vardı. Künyeyi masaya koydu; birkaç saniye baktı, sonra sevgiyle okşadı, ve bana verdi. "Bunu sakla," dedi. "Ben şimdi başka bir şey olacağım." Davalar uzadı; bazı sorumlular yakınında durdu, bazıları kaçtı. Kayıtlar düzeltildi, ama hiçbir mahkeme, geçmişin nakşettiklerini tamamen silemedi. Bizse küçük bir zafer kazanmıştık: gerçeği konuşmak, hataları kabul ettirmek, en azından birilerinin adını anmak. O gece sınırda kaybolanların anısına küçük bir taş dikildi köyün girişine. Hikâyemiz tam anlamıyla kapanmadı; yara izleri kaldı. Oğlum zamanla yeniden gülümsedi. Küçük kağıt artık bir kutuda duruyor — saklı ama bilinen. Bazen geceleri uyanıp boynundaki boşluğu eliyle yokluyor; o boşluk ona hayatının geri kalanında hatırlatacak. Biz gerçeği aramıştık; buldukça anladık ki, en önemli olan sadece gerçeği bilmek değil, onunla ne yapacağımızdı. Ve biz, en azından bir adım attık: susmayı bırakıp söylenmesi gerekeni söyledik.

— Son —

Bu hikayeyi paylaş