İkizlerin Cenazesinde Fısıltı ve Tutuklama

HHikaye Editörü30 Haziran 20263 dk okuma906 okunmaDram

1. Bölüm — Giriş

Cenaze sabahı, şehir gri bir örtüye bürünmüştü. Sis, mezarlığın taşına yapışmış, çimenlerin arasından ince ince yükseliyordu. Elimde çiçekler titriyordu; parmak uçlarımla duasını bilmediğim bir ritim tutturmaya çalıştım. İkizlerimin küçük ayak izleri, evimizin kasası gibi hafızamda saklıydı. Onları son kez görmek için önümde duran iki minik tabutun soğuk kapağına bakarken nefes almak zorlaştı. Her şey bulanık, her şey yas kokuyordu. İnsanlar sessizce yürüdü, omuzlar birbirine değdi, başlar öne eğildi. Ama o sessizlik, tam ortada bir koro halinde bozuldu. Kocam, yanında genç kadınla birlikte şapelin kapısından girdi. Adımları kararlıydı, yüzünde utanmaz bir rahatlık vardı. Kadının elini avuçlayışı öyle bir görevli sakinliği taşıyordu ki, oradaki herkesin üzerinde bir yabancılaşma dalgası yayıldı. Metresinin yüzündeki özgüven, beni birdenbire küçük bir gözlemcinin yerine koydu. Gülümsedi, sonra kulağıma eğildi. Sesi iğneli ve soğuktu: “Tanrı onları aldı çünkü senin nasıl bir anne olduğunu biliyordu.” O cümle tabutların üzerine bir ağı gibi indi. İçimde bir yerden koca bir şey kırıldı. Yüzlerce bakışın önünde, mahremim paramparça oldu. O an sustum. İstemedim kavga edeyim, istemedim daha fazla damga yiyeyim. “Lütfen bugün sessiz kal” diyebildim sadece. O ise daha da yaklaştı, dudaklarını kulağıma fısıldadı: “Konuşmaya devam edersen pişman olursun.” Tehdit, şapeldeki hava kadar soğuktu ve benim içimdeki acıyı daha da keskinleştirdi. İkizlerimin küçük ellerinin hayalinde duran sıcaklığı düşündüm. Kim uğradı bana değil, onlara ne oldu sorusu zihnimde yankılandı. İnsanlar gözyaşlarını saklamaya çalışırken, ben sessizce hâlâ tabutların önünde duruyordum. Her şey o an donmuş gibiydi.

Reklam

2. Bölüm — Gelişme

Şapeldeki dua bitmeden önce kapı tekrar açıldı. İçeri girenler dedektiflerdi. Üzerlerinde resmi bir ciddiyet, ellerinde küçük bir tablet taşıyorlardı. O andaki sessizlik daha da derinleşti; herkesin nefesi tutuldu. Dedektiflerden biri ekrana görüntüleri yansıttı. Başlarda o sadece siyah beyaz kareler gibiydi, ancak saniyeler ilerledikçe görüntüler bir hikâye anlatır hale geldi. Trafik kameralarının donuk lensleri, kent sokaklarının rutin akışını kaydetmişti. Aynı görüntülerde, bir arabadan inen iki kişi vardı. Hareketleri telaşlı, acelecilerdi. Görüntülerdeki kişi siluetleri tanınır hale geldikçe kalbim daha hızlı attı. O anı izlerken şapeldeki hava değişti; bazı insanların yüzleri soldu, bazıları sakince gülümsedi. Ekranda ilerleyen saniyeler, olayların sahte rahatlığını parçalara ayırdı. Dedektifler kayıtları izah ederken bazı detayları açıkladılar. Kamera açıları bir araya getirildiğinde, kocamın telefonda konuştuğu, ardından aracın beklenmedik bir hızla yolun kenarına çekildiği, ve o esnada ortada olmayan bir şeyin yanardağ gibi patladığı anlaşılıyordu. Her kare, benim zihnimdeki eksik parçaları birleştiriyordu. Metresinin yanında duruşu, bakışları, ellerinin titremesi. Kaderin sessiz olduğu yerde görüntüler hiç yalan söylemezdi. Sonra elleri kelepçelendi. Sessizlik yerine metalin sesi geldi. Herkes tanık oldu. Şapeldeki konuşmalar, fısıltılar, suçlamalar birbirine karıştı. Bazıları rahatladı, bazıları şaşkına döndü. Ben hâlâ tabutların önünde, ellerimde çiçeklerle, dünyamın iki köşesinin çöküşünü izledim. Dedektiflerden biri bana döndü ve kısa, ama soğukkanlı bir cümle kurdu. Onlar gözaltına alındı. Gözlerimden akan yaşlar, bir yandan adaletin geldiğini müjdeleyen bir sıcaklık taşıdı, ama diğer yandan hiçbir şeyi geri getirmiyordu. O an aklımda bir boşluk oluştu. Keder ve öfke birbirine karıştı. İnsanlar dışarıya doğru hareket ederken, ben şapelde kaldım. Ekranın son kareleri hâlâ zihnimde dönüyordu. Görüntüler doğruydu, ama sadece bir bölümünü anlatıyordu. Gece uzun, adımlar ağırdı. İçimde yarım kalan bir hesap vardı; bu hesap sadece suçluları görmek değildi, gerçek nedenleri ortaya çıkarmaktı. İkizlerimin ardında bırakılan boşluğun nasıl doldurulacağı ise başka bir hikâyeydi.

Reklam

3. Bölüm — Sonuç

Gözaltının ardından soruşturma derinleşti. Savcılık dosyası açıldı, görüntüler incelendi. Kamuoyunda çeşitli spekülasyonlar dolaştı ama benim bildiğim tek kesin gerçek, çocuklarımın olmadığıydı. Onları başlatan gülüşler, onları gören gözler artık yoktu. Yine de her soruşturma, ardında bir parça gerçeği saklıyordu. Uzun ifadeler, karşılıklı suçlamalar ve delillerin karşılıklı çarpıştırılması geceleri daha karanlık kıldı. Bir akşam evime döndüğümde, onların gülüşlerini hatırladım. O an, içimde yavaş bir sakinlik belirdi. Adaletin işlediğini bilmek, acıyı hafifletmiyordu ama yön veriyordu. Savcının kararlı adımları, mahkemenin soğuk prosedürleri bir gün gerçeklerin daha net ortaya çıkmasını sağlayacaktı. Ben de o güne kadar çocuklarımın anılarını yaşatacaktım; küçük battaniyelerini, birbirine sarılı fotoğraflarını ve onların gülüşünü hatırlatan her nesneyi. Mahkeme süreci boyunca yüzler değişti. Bazı dostlar uzaklaştı, bazı insanlar ise beklenmedik destekler sundu. Soruşturmada ortaya çıkan yeni detaylar vardı. Telefon kayıtları, banka işlemleri, araç bakım raporları... Hepsi birer ipucu olarak birikti. Gerçek tek bir bombayla ortaya çıkmadı. Zamanla, sabırla, titizlikle parçalar birleşti ve kasıt ihtimali güçlendi. Benim için asıl meydan okuma, acıyla yaşamayı öğrenmek değil, çocuklarımın mirasını onurlandırarak geleceğe yürümekti. Son duruşma günü geldiğinde mahkeme salonunda bir ağırlık vardı. Adalet terazisi sallandı, kelimeler ağırlaştı. Hakim kararını açıklarken ben gözlerimi kapattım ve ikizlerimin isimlerini fısıldadım. Adalet belki tam onarıcı değildi ama bir kapı kapandı. İçimdeki öfke usul usul sakinleşti, yerini soğuk bir kararlılık aldı. Bundan sonra yaşayacaklarımı çocuklarım için anlamlı kılmak istedim. Onların anısını savunmak, sessiz bir görev haline geldi. Yaşadığım kayıp hiçbir zaman tamamen kapanmayacaktı ama adaletin ve gerçeğin peşinden koşmak, bana bir yol verdi. Ve o yol, her sabah uyanmak için bir neden olarak kaldı.

— Son —

Bu hikayeyi paylaş