Penceredeki Çocuk ve Siyah Balon
1. Bölüm — Giriş
On dokuzumdayken Dila doğduğunda hayatımın yönü değişti. Anne babamız bir yürüyüşte kayboldu; aramalar sonuçsuz kaldı. O günden beri tek bir odalı evimiz, iki işi paylaştığım uzun günlerim ve Dila'nın küçücük kahkahaları vardı. İki iş, yorgun ayaklar, ancak Dila'nın yatağı her gece düzgünce örtülüydü.
Dila öğle yemeği parasını eski bir teneke kutuda biriktirirdi. Benim gözümde hep oyuncak hayalleri vardı—sınıftaki herkesin sahip olduğu bir bebek ya da bir oyuncak araba. Oysa Dila hiçbir zaman neden sakladığını açıklamadı. Bir sır gibi, sessizce cebine tıkıştırdı bozuk paraları.
Okula giden yolumuzun üzerinde üçüncü katta bir pencerenin önünde her gün aynı solgun çocuk otururdu. Serum askısına bağlı, pencereden dışarıyı izleyen o çocuk kabahatli, yorgun bir bekleyişin içinde gibiydi. Dila ona önce el salladı, sonra konuşmaya başladı. Çocuğun adı Toprak'tı; on birinci yaş günü yaklaşıyordu ve ailesinden bir kutlama gelmeyecekti.
Reklam
2. Bölüm — Gelişme
Dila biriken bütün parasını harcadı—on bir lira kırk kuruş, onun dünyasında büyük bir meblağ—küçük bir pasta ve ucuz bir dükkandan aldığı peluş bir dinozoru almak için. Hemşire sayesinde pencereden pastayı uzattılar, birlikte pencereden "Mutlu Doğum Günü" söylediler. Dila'nın yüzündeki sevinç beni kırdı; hikâyeyi bana anlattığında gözlerim doldu.
Ertesi sabah, henüz güneş tam yükselmeden, ön bahçemiz balonlarla kaplıydı. Her biri bir tuğlaya bağlanmış, çimenlerin üzerinde rengârenk noktalar oluşturuyordu. Ortada ise diğerlerinden daha uzun, kırmızı bir kutuya bağlı devasa siyah bir balon duruyordu; tuhaflığı midenizi buran bir soğukluk getirdi.
Kapağın kenarına yapışmış küçük el yazısıyla yazılmış bir not vardı: "Her gün pencereme geliyordun. Başka kimse gelmiyordu. Ve kimse benim hakkımda TEK BİR SIRRI bilmiyordu. Lütfen, aç onu." Dila arkamdan tişörtümün arkasından sıkıca tuttu elimi. Nefesimi tutup kapağı kaldırdım.
İçeride bir müzik kutusu vardı—eski, ahşap, küçük bir anahtarla çevrilen türden. Üzerinde çocuk el yazısıyla karalanmış bir etiket: "Sana son defa teşekkürüm." Müzik kutusunu çevirince içinden çalmaya başlayan tını tanıdık bir melodiydi; Dila daha önce pencereden onunla söylediği şarkıyı mırıldandı. Bir de küçük bir kağıt parçası: Toprak adına yazılmış, silik bir hastane bilekliği ve onun gülüşünün bir fotoğrafı. Kağıtta birkaç satır vardı, titrek bir el yazısı:
"Ben artık ağrılı değilim. Sen bana kutlama getirdin. Bunu sakla; kimse bilmesin ama sen benim gerçeğimi biliyordun."
Mutfak masasına yığıldım; dizlerimin üzerine çöktüm. Fotoğraftaki Toprak gülüyordu—pencereden izlediğimiz o solgun çocuk artık canlı ve gülümseyen bir anıydı. Dila sessizce ağlıyordu, küçük kafasını benim göğsüme gömüyordu. O an anlamaya başladım: gece boyunca hastanedeki diğer çocuklar, hemşireler belki de bunu organize etmiş, son bir teşekkür ve uğurlama bırakmışlardı. Siyah balon bir veda mıydı, yoksa bir hatırlatma mı?
Reklam
3. Bölüm — Sonuç
Hemşire geldiğinde anlattıklarını doğruladı. Toprak dün gece sessizce vefat etmişti. Hastane, küçük bir kutu ve birkaç hatıra bırakmak için izin almış; çocuklar ve personel, Dila'nın o pencereden gönderdiği sevginin farkına varmıştı. Siyah balon, Toprak için havaya bırakılan bir yas simgesiydi; ama kırmızı kutu içindeki müzik kutusu Toprak'ın gülüşünü, küçük bileklik ise onun varlığını evimize taşımıştı.
O gün, öğle meltemiyle birlikte Dila ve ben oturup müzik kutusunu dinledik. Yüreğimde keskin bir boşluk, aynı zamanda yeni bir sorumluluk doğdu: Toprak için bir şeyler yapmak, yalnız bırakılan çocukların sesini duyurmak. O andan itibaren küçük bir karar aldım; Dila'nın sakladığı parayı, Toprak ve benzeri çocuklar için kullanacaktık. Bir daha kimsenin penceresinin önünde yalnız kalmaması için elimizden geleni yapacaktık.
Akşamüstü Dila elli küçük kağıt uçurtma yaptı; her birine Toprak için bir dilek yazdı. Biz de siyah balonu alıp onun yerine küçük beyaz uçurtmaları gökyüzüne saldık—her biri uzaklara doğru usul usul süzülürken, kalbimizde hem bir vedanın hem de yeni bir başlangıcın sıcaklığı vardı. Toprak'ın müziği evimizin duvarlarında çalarken, Dila bana baktı ve fısıldadı: "O şimdi daha güvende." Ben de ona sıkıca sarıldım ve cevap verdim: "Evet. Ve biz de artık yalnız değiliz."